Tüm Bloglar
Magnesium Citrate
Migreninizi doğal yoldan yok edin: Magnesium Citrate ile her günü dolu dolu yaşayın! Kalbinizin ritmi, Magnesium Citrate'ın gücünde atıyor. Uykusuz geceler ve kas krampları geride kaldı; Magnesium Citrate ile her gün daha sağlıklı ve dinç hissedin
Neden Her Gün Antioksidan Takviye Almalıyım?
Antioksidanlar, vücudumuzun serbest radikallere karşı doğal savunma mekanizmasını güçlendiren moleküllerdir. Serbest radikaller, çeşitli faktörlere bağlı olarak vücudumuzda oluşan ve hücrelere zarar veren dengesiz moleküllerdir. Peki, neden her gün antioksidan takviyesi almalıyız? İşte bu sorunun yanıtı: 1. Artan Serbest Radikal Üretimi: Modern yaşamın getirdiği stres, kirli hava, işlenmiş gıdalar ve kimyasal maruziyetler, vücudumuzda serbest radikal üretimini artırır. Bu radikaller, DNA, protein ve lipitlere zarar vererek hücrelerimizin fonksiyonunu bozar. 2. Yaşlanma Sürecini Yavaşlatma: Serbest radikaller, hücrelerimize zarar vererek yaşlanma sürecini hızlandırır. Düzenli antioksidan takviyesi, bu süreci yavaşlatmaya yardımcı olabilir.
En Güçlü Antioksidanlar Hangileridir?
Antioksidanlar, vücudumuzu serbest radikallerin zararlı etkilerinden koruyan kalkanlar gibidir. Bu moleküller, hücrelerimize zarar vererek yaşlanma sürecini hızlandırabilir ve birçok hastalığın oluşum riskini artırabilir. Neyse ki doğada, bu serbest radikallere karşı savaşan güçlü antioksidan bileşikler bulunmaktadır. İşte bu antioksidanların en güçlülerinden bazıları:
Antioksidan Nedir?
Antioksidanlar, vücutta serbest radikallerin neden olduğu hücresel hasarı önlemeye yardımcı olan moleküllerdir.
Antioksidan İçeren Besinler
Antioksidan içeren besinler, vücudumuzdaki serbest radikallerle mücadele ederek hücre sağlığını koruma ve genel sağlığı destekleme açısından önemli bir rol oynar.
Migren Dışındaki Baş Ağrıları: Ağrınıza Doğal Çözümler
Baş ağrıları, yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilen yaygın bir rahatsızlıktır. Migren dışında da birçok baş ağrısı türü bulunmaktadır. Bu baş ağrılarına karşı doğal takviyelerle nasıl bir yaklaşım sergilenebileceğini ele alalım:
Migren
Migren dünya üzerinde en önemli engellilik ve iş gücü kaybı yaratan sağlık sorunlarından bir tanesidir (1). Yıllık migren tedavisi için yaklaşık 78 milyar dolar harcanmaktadır (2). Migren hastaları, özellikle ataklar esnasında düşük magnezyum (Mg) seviyelerine sahiptirler (3-5). ABD’de yapılan çalışmalarda Amerikalıların yaklaşık %48’i günlük yeterli miktarda Mg alamamaktadır (6). Mg, aritmilerin tedavisinde, kalp hastalıklarında ve inme riskini azaltmakta, sağlıklı bir kemik yoğunluğu temin etmekte faydalıdır (7,8). Vücudumuzda 300’den fazla enzim fonksiyon görmek için Mg’a ihtiyaç duyar (9) En son klinik çalışmalar Mg’un migren ağrılarını azaltmakta etkili olduğunu göstermektedir.
Fibromiyalji
Fibromiyalji, yaygın kas ağrısı, yorgunluk ve hassas noktalarla karakterize kronik bir durumdur. Modern tıp, bu rahatsızlığın nedenlerini tam olarak anlamasa da, bazı doğal takviyelerin fibromiyalji semptomlarını hafifletmeye yardımcı olabileceğine dair araştırmalar bulunmaktadır. İşte bu takviyelerden bazıları ve fibromiyalji ile olan ilişkileri:
Adet Öncesi Gerginlik Sendromu (PMS) Nedir?
Adet Öncesi Gerginlik Sendromu ya da. Premenstrüel Sendrom (PMS), adet döngüsünün luteal fazı sırasında, yani adetten birkaç gün önce başlayıp adetin başlamasıyla sona eren dönemde ortaya çıkan fiziksel, duygusal ve davranışsal semptomlar bütünüdür. PMS, kadınların %75'inden fazlasını etkileyebilir, ancak semptomların şiddeti ve süresi kişiden kişiye değişiklik gösterebilir.
Baş Ağrıları için Gıda Takviyeleri
Migren dünya üzerinde en önemli engellilik ve iş gücü kaybı yaratan sağlık sorunlarından bir tanesidir. Yıllık migren tedavisi için yaklaşık 78 milyar dolar harcanmaktadır. Magnezyum, Riboflavin (Vitamin B2) ve Co-enzim Q10 (CoQ10) ve 5-Hidroksitriptofan (5-HTP) kombinasyonu baş ağrılı kişilerde kullanılabilecek bir gıda takviyesi bileşenidir.
Oksidatif Stres ve Kalp Sağlığı
Oksidatif stres, vücudumuzdaki kötü niyetli serbest radikaller ile, iyi niyetli antioksidanlar arasındaki dengenin bozulmasıdır. Serbest radikaller, üzerlerinde dengesiz bir elektron atomu barındıran moleküllerdir. Bu kötü niyetli moleküller, dengesiz elektronları nedeniyle, vücutta önemli işlevleri olan proteinler ile tepkimeye girerek onlara zarar verirler. Antioksidanlar ise, serbest radikallerin üzerindeki dengesiz elektronları kendi bünyelerine katan ve etkilerini ortadan kaldıran iyi niyetli moleküllerdir. Antioksidanlar, serbest radikallerin vücuda zarar vermesini engeller.
Oksidatif Stres ve Eklem Ağrıları
Osteoartrit (eklem kireçlenmesi), bir veya daha fazla eklemi etkileyen, eklemi tahrip eden ve eklem ağrısı, hareket kısıtlığı ve eklemde yapısal bozukluğa neden olan bir hastalıktır. Eklem kireçlenmesi, eklem hastalıkları arasında en sık görülenidir. Tüm dünyada erkeklerin %10’unu, kadınların ise %18’ini etkilemektedir.
Beyninizi Kronik Oksidatif Stresten Nasıl Korursunuz?
Toksik serbest radikal oluşumunu azaltarak beyninizin yaşlanmasını ve hastalanmasını engelleyebilirsiniz! İnsan vücudu kendisini hücresel hasardan korumak için harikulade ve karmaşık doğal savunma mekanizmalarına sahiptir. Ancak, uzun süre psikolojik stresörlere (depresyon ve anksiyete) maruz kalmak kronik oksidatif stres denilen fenomene neden olur. Bu durumda vücudunuz, serbest radikal olarak adlandırılan dengesiz molekülleri vücudun onları nötralize etme kapasitesinin çok üzerinde üretir. Bunun neticesinde hücre hasarı, yaşlanma ve hastalıklar ortaya çıkar. Hücresel oksidatif stresin fazla olması, bazı hastalıkların ve bozuklukların ortaya çıkması için kolaylaştırıcı etken olur. Artmış oksidatif stresin beyinde vereceği hasar ile hafıza problemleri, bilişsel yıkım, Alzheimer ve Parkinson Hastalıkları riski ileri derecede artar. Bunun yanında beyini de etkileyen, damar sertleşmesi ve şeker hastalığı gibi sistemik hastalıkların da riskini arttırır.
Oksidatif Stres ve Beyin
Önceki yüzyıl ile kıyaslandığında, sağlık hizmetlerinin gelişmesi, beslenme alışkanlıkları ve enfeskiyon hastalıklarının antibiyotikler ile etkin tedavi edilmeleri nedeniyle gelişmiş ülkelerde yaşam süresi uzamıştır. Yaşlanma ile ilişkili, kalp-damar hastalıkları, kanser ve Alzheimer Hastalığı gibi nörodejeneratif hastalıkların oranı artmakta ve yaşlı nüfusta en önemli engellilik ve ölüm nedeni olmaktadır. Yaşam süresinin arttığı oranda yaşlanan beyin sağlığı iyiye gitmemektedir. Fonksiyonel yeteneklerini kaybetmeden, zihinsel aktiviteleri ve günlük yaşam gereksinimlerini yerine getirebilen yaşlı kişiler ‘sağlıklı yaşlanma’ olarak kabul edilirler. Yaşam kalitesini arttırmak ve günlük işlevleri yerine getirir halde kalmak sağlıklı bir anti-ageing stratejisinin temelidir. Yaş bağımlı beyin fonksiyonlarının bozulmasını engellemek hem hastalar hem de onlara bakım veren yakınları açısından son derece önemlidir.
Beyin Sisi Nedir?
Beyin sisi, bireylerin mental berraklık, konsantrasyon ve odaklanma yeteneklerinde geçici bir düşüş yaşadığı durumu ifade eder.
Oksidatif Stres ve Kanser
Oksidatif stres, vücudumuzdaki kötü niyetli serbest radikaller ile, iyi niyetli antioksidanlar arasındaki dengenin bozulmasıdır. EN BASİT TABİRİ İLE VÜCUDUMUZUN PASLANMASIDIR. Serbest radikaller, üzerlerinde dengesiz bir elektron atomu barındıran moleküllerdir. Bu kötü niyetli moleküller, dengesiz elektronları nedeniyle, vücutta önemli işlevleri olan proteinler ile tepkimeye girerek onlara zarar verirler. Antioksidanlar ise, serbest radikallerin üzerindeki dengesiz elektronları kendi bünyelerine katan ve etkilerini ortadan kaldıran iyi niyetli moleküllerdir. Antioksidanlar, serbest radikallerin vücuda zarar vermesini engeller.
Oksidatif Stres ve Yaşlanma
Yaşayan her canlı, hayvan ya da bitki yaşlanır. Her ne kadar yaşlanma fikri can sıkıcı olsa da hayatın değişmez bir gerçeğidir. Bazı kişilerin şanslı olduğunu ve yaşıtlarından daha genç göründüğünü fark ediyoruz. Bu yaşlanma sürecinin her kişide farklı hızda olduğunu göstermektedir. Antioksidanlar üzerine yapılan çalışmalar, yaşlanma sürecinin yavaşlatılabileceğini göstermektedir. 1954 yılında, Prof. Denham Harman, yaşlanmanın en önemli sebebinin çevresel nedenler, hastalılar ve vücudun olağan yaşlanma süreçleri sonucunda ortaya çıkan serbest radikaller ve artmış oksidatif stres olduğunu öne sürmüştür. O zamandan beri, yapılan tüm çalışmalar Harman’ın yaşlanmasının oksidatif stresten kaynaklanma teorisini kanıtlar niteliktedir. Alzheimer hastalığı da dahil olmak üzere birçok yaşlanma ilişkili hastalık oksidatif stres kaynaklıdır. Nüfusun yaşlanmasıyla, yaşlanma-ilişkili oksidatif stres vakaları artmakta ve bu durumun tedavisi için çözümlere ihtiyaç doğmaktadır.